Kısmet

“Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.” Bu sabah 6’da gözümü, içimde dönen bu sözlerle açtım. İki sene önce etrafımdaki herkes Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabını överken, ben bitirdiğim yerde, trende bıraktım. Çok saçma geldi anlaşmalardan birisi: “Elinizden gelenin en iyisini yapın.” 

“Hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.” En derin kuyularımdan çıkmama yardımcı olan bilgilerden biri buydu. Odadan çıkmayıp, kimseyle görüşmeyip bir ay boyunca Kurtlarla Koşan Kadınlar okuyup, hemen her gün ağlaya ağlaya intiharın eşiğinden dönmeme yardımcı olan bu bilişti. O an elimden gelenin en iyisi ölmemek, kendimi öldürmemekti. Ben de onu yaptım.

Hepimiz istesek de, istemesek de, elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Değil mi? Doğamız bu. Eğer birisi elinden gelenin en iyisini yapmıyorsa, ya yaşayan ölüdür ya da aşkı henüz tatmamıştır. Ki ikisi de hemen hemen aynı şey. Paulo Amca “Sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz.” dememiş miydi Simyacı’da? “Üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Aşk’ın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz.”

Her an, her yerde, elimden gelenin en iyisini yaptığımı, zaten canlıysam başka türlüsünün mümkün olmadığını bilmek. Yeterli. Belki daha iyisinin tohumu her an bende, bizdedir. Belki eli toprağa değmiş, iyi tohum seçmeyi bilenler, o potansiyeli göz ucuyla bile görebilirler. Ancak onlar da bilirler: toprağa her düşen tohum yeşermez, yeşeren her tohum çiçeklenmez ve her çiçeğin kendi zamanı vardır açmak ve solmak için.

En karanlık gecelerimizde, bizi hayata, bütüne, birliğe bağlayacak bilgi her neyse, kısmetimiz, armağanımız, tohumumuz olsun.

Ya nasip, ya kısmet.

Bu yazıyı yazdıktan sonra buzdolabının üzerinden içgüdüsel olarak aldım bu magneti. Çizmeye başlamadan Meksika’dan, Puebla’dan aldığımı hatırladım. Miguel Amca’yla kelimelerle buluşamamışsak, renklerle buluşuruz elbet.

Yorum Yok

Yorum Yaz