Şapşal

Kayalıkların üstünde, sırtında çantası. Gözü denizde. Yol bitmiş gibi duruyor. “Atlasam mı?”

Arkasında bir kaplan. Tehditkar değil. Dur gitme der gibi. “O gittiğin yere ben gelemem!” Şapşalın umuru değil! Durmuş hayal kuruyor. Gözü ufukta. Uzaklarda. “Atlasam mı?”

Aklı yarım diyorlar ona, onun ise güveni tam. “Onlar inansa da inanmasa da ben hazırım yola.”

Önündeki timsahın farkında. Ama o da değil umrunda. Kaplanla arkadaşsa, neden olmasın timsahla?

Etrafında bir kelebek dönüp duruyor. “İyi haber!” diye düşünüyor. “Çok iyi haber! Demek ki yolum açık. Güneş de arkamdaysa en fazla gölgemi görür ona yürürüm. Ne kadar kötü olabilir ki?”

Ah! Hiçbir şeyin farkında değil. Şapşal. Aklı yarım değil belki ama… Bu yeni dünya için tecrübesiz. Çömez. Bilmez. Bilmediğini bilemez. Biliyorum zanneder, ilerleyemez. Öğrenmeden şuradan şuraya gidemez.

Durur, izler, hayal kurar. Ancak bir sonraki adım için, Büyücü’ye dönüşürken bilmeyi bırakması gerektiğini göremez.

“Unut” der kelebek. “Eğer kozaya girmek istiyorsan unut tırtıl hayatını. Tırtıl kelebeğin uçuşunu hayal edemez. Unut.”

Şapşal durur kalır. Sonra gülümser, güneşle vedalaşır. Nefesini tutar ve suya atlar. Kaplan arkasından bakakalır. Timsah şaşırır.

Kaya bir şapşala daha hoşçakal der: Yolun açık olsun!

Yorum Yok

Yorum Yaz