Astral Kapı

11 Ağustos’ta yola çıktık. Bir mum yaktı, niyetinin başına oturdu ve anahtarlar gözüne çarptı. “Babil’de Ölüm, İstanbul’da Aşk” kitabı aklına geldi. Kitabı açınca karşısına cinsellik, aşk, bereket ve doğurganlık tanrıçası İştar çıktı.

İlk gece rüyasında ateş ve yangın gördü. Bir şeyler dağılmış, yerle bir olmuş.

İlk cuma, yastığımın altında kyanitle uyuduktan sonra görüğüm rüyayı ona ilettim. “Benim de karşıma kelebekler çıkıyor bugün hep” dedi.

Ertesi gece sık tekrarlayan bir rüya görmüş: Asansörde kalmış, karşısında bir duvarla. Yanında yakın bir kadın arkadaşı varmış. Toplam 4 kişilermiş. “Bu sefer ilk defa sokakta caddeye bakan bir asansör bu ve bir şekilde çıkıyoruz.”

Üç gün sonra “haz almak” üzerine düşünürken boyadığı sarılı turunculu resmi yolladı. Ertesi gün metroda tam karşımda oturan adamın kolunda onun çizdiğine benzeyen, ortasında daire içinde daire olan bir dövme gözüme takıldı. Dikkatle bakınca bunun akrepsiz yelkovansız bir saat olduğunu anladım. Üstünde bir baykuş vardı, sanki bu zamansız saate konmuş gibi. Dövmenin devamında “It’s a quiet time effect” (“Bu sessiz bir zaman etkisi”) gibi bir şey yazıyordu. Şekli çizip not almak için defterimi çıkardığımda deftere çizdiğim en son şeyin bir daire etrafında 12 çizik olduğunu gördüm. Bu şekli bana yıllardır ara sıra görünüp duran, zamansız bir hayal için, merkezde bir oda korosu, etrafında daha geniş bir koroyu temsilen çizdiğimi hatırladım.

Ardından Arter’de karşılaştığım “Dinleyen Gözler için” sergisine gittim. Sergi bana zamansızlığı, zamandan bağımsız birleşme halini çağrıştırdı. Nota yazılan kağıtlara resim yapma ilhamını alıp hem cebime hem de yolumuza kattım.

Görsel: Dick Higgins, Senfoni No: 48, 1–3. Bölüm: Allegro Vivace – Andante Spiccato – Allegro Grandioso, 1969, Arter Koleksiyonu

Günün sonunda kütüphanemi kurcalarken Kelt Sanatı kitabında “Anahtar Desenler” diye bir bölüm olduğunu ve bir başka kitaptan da mandala ve yantraların satral kapılar olarak kullanıldığını okudum. “Birbirimizle konuşmadan benzer sembollerde dolanmışız.” dedi. “Her gördüğüm bir mesaj içeriyor gibi gelmeye başladı. Sanki etrafımdaki pek çok sembol bana konuşuyor.” Bu halle ilgili hem hayretini hem de güvenini paylaştı.

“Yolladıkların beni 3 Haziran’da gittiğim Zaman Makinesi adlı bir serginin açılışına götürdü.” dedi. “O da geçmiş, gelecek ve şimdi ve bunların arasındaki sınırların keskin olmamasına dair sergiydi.”

“Karşıma Kelt sembolleri çok fazla çıkıyor.” dedi ve onun karşısına çıkanların fotoğraflarını iletti. “Güneş bir ayrı gözüküyor bu ara.”

Ardından anahtar ve Hekate ile ilgili okuduğu internet sayfalarını iletti. “Bu yolculuklardan birbirimizin gözü kulağı gibi oluyormuşuz gibi.” dedim. “Yolumuzu işaretleyen, gösteren, parlatan şeyler her daim mevcut da, vesileler, bu yolculuklar olmadığında unutabiliyorum”. Onunla eşzamanlı eşlik ettiğim diğer iki tılsımlı yolculukta da mandalalar geçtiğinden bahsettim. Ardından Hekate’nin de temsil ettiği bakire, anne ve bilge kadına dair niyeti ile alakalı hatırladıklarımı aktardım ve her reglinin “Bilge Kadın”a yaklaşmak için bir şans olduğunu bana öğreten metni ilettim.

“Sen bugünlerde bu üç kadından hangisi sende daha baskın gibi hissediyorsun?” diye sordum. “Safdil bakire gibi daha kolay inanıp, güvenen, merak eden bir kadın mı? Anne gibi doğuran, üreten, yaratan bir kadın mı? Yoksa hayatının anlamını görmüş, duymuş, kendini kabul etmiş ve diğerlerine de yol gösteren bir kadın mı? Hangisi sende daha görünür? Hangisini daha çok duymaya ihtiyacın var?”

“Bu sorular açtı beni.” dedi. Son zamanlardaki seyahatlerinden bahsetti. “İstanbul’da daha yetişkin bir hayatın içindeyken, yazlığa gidince annemle birlikteyken başka bir şeyler canlanıyor… Artık bakire kadın olmadığımı biliyorum. Oralardan sıkıldım… Kabul kısmına da kendimi uyduramadım… Belki bu yolculuk bir yaratım. Belki eskiden olsa kalmayı seçeceğim o evden çıkarken… Bu bana biraz yaratım gibi geldi… Biraz anne, biraz bilge arasında olabilirim, ama o çocuksu saflıkta olmadığım kesin. Bu da biraz dalgalanma yaratıyor.”

Son iki aydır gördüğüm rüyaları çalışırken içinde anahtar, yaşlı kadın ve açık kapı olan bir rüyaya denk geldim ve ona da ilettim. “Şu anda (rüyadaki gibi) 6 numarada kalıyorum geldiğim yerde.” dedi.

“3, 6, 9, 12… Bu sayıların olduğu yuvarlak bir şeyler gözümün önüne geldi, ama net değil.” dedim. O gün çemberde anlatmak için çalıştığım masalı da ona ilettim. O da “Belleğin Kızları” kitabının tanıtım metnini iletti: 

“Yunan mitolojisindeki Bellek Tanrıçası Mnemosyne’nin Zeus’tan olan kızları Müzlere yani ilham perilerine atıfla romanına bu başlığı veren Najarian, başkarakteri Zeke ve Yunan tragedyasındaki koro misali bir işlev gören yaşlı kadınlar korosu aracılığıyla geçmişin izini sürüyor… Neredeyse her satırına cinsel enerjinin sindiği bu anlatı, okuru hafızanın ve unutuşun, geçmişin ve şimdinin, rüyanın ve gerçeğin, cinselliğin, şiddetin ve sanatın dehlizlerine çekiyor.”

O gece yastığının altında 3 anahtarla uyudu. Ertesi gün dinlediğim podcastte “Bakire” ile karşılaştım: Başlangıç gücü.

31 Ağustos’ta tamamlanan tılsım şimdi evinde.

Astral Kapı

Jung ve öğrencilerinin mandala ve yantra biçimlerine duyduğu hayranlık, Batı’nın bu Doğu biçimlerini benimsemesinin yegane örneği değildi. Okülte adanmışlar, bu Tantrik araçlardan türetilen sembollerden, meditasyona ve değişmiş bilinç durumlarına ulaşılmasına uzun süredir değer vermektedirler.

Sacred Symbols, Thames and Hudson

Hilma af Klint, The Dove no. 2, 1915

Tılsımlı Yolculuk

Derin, karanlık, zor bir yolculuktaysak, semboller yoldaşımız olabilir.

Nasıl?

Yorum Yok

Bir cevap bırakın