Aşk olsun.

– “Bak gördün mü? Hadi bakalım! Şimdi nasıl karşıya geçeceğiz?” diye söylendi sürprizleri benim kadar sevmeyen kocam.
 
Bilmiyordum orada inşaat olduğunu ve yolun kapandığını. Etrafa ve halimize göz atıp yeni bir öneriyle geldim:
– “Madem buraya çıktık, o zaman biraz buralarda ara sokaklarda gezelim.
Karaköy’ün arka sokaklarında yürümeye başladık.
 
Onur, Arjantinli ailemize “Lokum almak ister misiniz?” diye sordu… delicia turca
– “Çifte kavrulmuş alalım da tadına baksınlar.” En sevdiğini, kendince en doğru lokumu, tattırmak istiyordu. Aldık, dağıttık. Bir yandan Vanesa ve Luisi’ye etraftaki diğer tatlıları anlattım: “Este es mi favorito, chocolate con cafe.” (“Bu en sevdiğim, kahveli çikolata”)
 
10 dakika sonra kapıda kim neler almış diye bakarken Luisi bana bir poşet uzattı:
– “Para ti” (“senin için”). Sevinçle gülümsedim. Biliyordum kahve çekirdekli çikolata almama gerek olmadığını. Açtım, herkese ikram ettim. Gözlerinin içi parladı, belki daha önce böyle bir şey yemediklerinden, belki sevdiklerinden.
 
– “Buradan gideceğimize emin misin?” diye sordu kocam, planların değişmesinden huzursuz.
– “Evet polis karakolunun yanında olmalı.”
– “Polis karakolu nerede?”
– “Az ileride, merak etme, bir iki dakika ötede.”
Biraz yürüdükten sonra Fransız Pasajı’na vardık.
 
– “¿Quieren cafe turco?” (“Türk kahvesi ister misiniz?”) diye sordum tüm ekibe.
 
Çoğu evet deyince ilk bulduğumuz yere oturduk. Onur daha önce gelmediği bir yere oturmanın endişesiyle “Söyle de kahveyi güzel yapsınlar.” dedi. Güldüm. Neden kötü yapsınlar ki? İçi rahat etsin diye tuvalete gidip gelirken buralı olmadığımız için ev yerine Arjantinli misafirlerimizi buraya getirdiğimizi söyledim. Sağolsunlar güleryüzle karşıladılar. Her kahve yanında güzel bir kurabiye ile masaya geldi.
 
– “Can you read coffee cups?” (“Kahve falına bakabiliyor musun?”) diye sordu Vanesa.
Evet dedim, ancak artık başkalarına bakmadığımı, eğer isterse kendininkini okuması ona destek olabileceğimi anlattım. “Everybody can read coffee cups, it’s like seeing images at coulds.” (“Herkes kahve falına bakabilir, bulutlarda şekiller görmek gibi.”)
 
Ardından gezinin benim için en eğlenceli saatlerinden birini yaşadık. Önce ben bildiklerimi Vanesa’ya aktardım, İngilizce. O da ailesindeki dört kadına aktardı, İspanyolca. Hatta sonra Luisi’nin kahve fincanına da o baktı. Kocam için endişe verici, biz kadınlar için pek keyifliydi değişimle gelen o anlar.
 
Bazen yollar bizi hiç planda olmayan yerlere getirmiş olabilir. Ya da yolda beklemediğimiz bir şeyler çıkar karşımıza. Endişelenebilir ya da yeni gelenleri buyur edebiliriz. Hepsi bizim elimizde!
 

Hatana çok takılma,
İnan gelen ilhama,
Ayakların götürür seni
Oyuna, aşka, sevdaya.

Yazı henüz İstanbul’a yerleşmediğiz bir zamana, 2018’e, bu fal ise 2015’te yaptığım bir başka yolculuğa ve bir başka güzel kadına, Hülya’ya ait.

Bir Yorum

Merve imer
Ekim 27, 2019 10:27 am

Merhaba
İçim açıldı,
Facebook’tan Yeldeğirmeni etkinliğini görüp blogla tanıştım, kendisiyle de tanışmak isterim,
Ne güzel kadın dedim : )
Çemberden daha evvel haberim olsaydı katılırdım, güçlü bir aynalık hissettim.
Bir dahaki çembere gelebilirim umarım ve belki gelmeden tanış olmak iyi olabilir anlıyorum önden kapanmasını katılımın.

Sevgi ve aşkla
Işığınız daim olsun

Bir cevap bırakın