Yolumuz açık olsun.

“Yolun açık olsun!” Hem çok duyuyorum, hem de çok söylüyorum bu sözü. Peki yol ne, hayat mı, yürünen şey mi? Gitmek istenilen yere götüren mi? Yoksa hepsi mi? Peki ne zaman açık, ne zaman kapalı? Elle açılır mı ya da dileyerek, dua ederek? Mümkün mü?
 
Mektephan’dan çıkıp havaalanı servisinin ofisine vardığımızda saat bire yaklaşıyordu. Yarımdaki aracı kaçırmışım. Konuşacak bir görevli yok ortalıkta, ofis boş. Cama yapıştırılmış kağıda göre bir sonraki araç üç buçukta ki ona binersem uçağı kaçırabilirim. Eee nasıl gideceğim havaalanına?
 
– “İnternetini kullanabilir miyim?” dedi Furkan. Verdim, birkaç dakika telefonuma baktıktan sonra:
– “Bir seçenek daha var: Buradan Fethiye’ye gidersin, oradan servise binersin.”
– “O da uyar bana. Ama yetişir miyim?”
Telefon etti gara.
– “Şimdi çıkmamız lazım! Fethiye arabası bir buçukta.”
 
Çıktık, otogara doğru yokuş yukarı yürümeye başladık.
– “Dondurma sözümüz olsun artık.”
– “Portakal suyu da.”
– “Hiç macera yaşamamıştık bak.”
 
Benim için hemen hepsi ile yeni tanıştığım kırk kişi ile kamp yapmak, dinlenme niyetine slacklineda yürümeyi keşfetmek yeterince maceralıydı. Belli ki Furkan için asıl macera yolda başlıyormuş.
 
Fethiye aracına binmeden ofisteki görevliye sordum:
– “Kaçta Fethiye’de olurum?”
– “Üç buçukta.”
– “Oradan havaalanına kaçta servis var?”
– “Dörde çeyrek kalaya yetişirsiniz.”
 
Oh! İç rahatlığıyla bindim araca. İspanyolca şarkılar dinleye dinleye Fethiye’ye vardım. Aklıma çoksesli şarkılarla Latin Amerika yolculuğumu anlatma fikri geldi. Kurdum, yol boyu şarkılara gömüle gömüle hayal ettim. Vardığımızda saat dörde çeyrek vardı.
 
– “Dörde çeyrek kala aracı kalktı mı?”
– “Dörde çeyrek kala aracı yok ki.”
– “Peki kalkacak araç kaçta havaalanında olur?”
– “Bir saate. Sizin uçağınız kaçta?”
– “Altıya çeyrek kala.”
– “Riskli biraz. Neden geç kaldınız?”
 
Neden mi? Sanki kardeşiymişim gibi sordu. Bence sevmiştir beni, yetişmemi istediği için öyle demiştir. Herkes yetişmemi istiyorsa, yetişirim ya ben. Neyse bakalım, hayırlısı. Macera mı demişti Furkan?
 
Bir saat daha İspanyolca şarkılar dinleyip hayalimi genişlettim. Beşi on geçe havaalanına vardı araç ve para toplayıp fiş kesmek için havaalanına girmeden durdu. Belki de macerayı biraz daha tırmandırmak için.
 
Yan koltuklardan, benim yaşlarımda bir adam heyecanla “Kaçta varırız? Uçağım altıya çeyrek kala. Yetişir miyim?” diye sordu. “Geldik zaten, beş dakikaya inersiniz.” dedi bana neden geciktiğimi soran şoför. Rahattı. Ben de yetişeceğimden daha da emin olup rahatladım. Bir yandan da koşmaya ve tanımadığım insanlara “Pardon. Uçağım altıya çeyrek kala. Önünüze geçebilir miyim?” diye sormaya hazırlandım.
 
Havaalanı baya boştu, kimseden bir şey rica etmeme gerek kalmadı. Kapılara gidişi göremeyip onu danıştım iki görevliye. Gülümseyerek tarif ettiler, online check-in yaptırdım mı diye teyit edip. Yolda herkesin yüzünde güller açıyor sanki ben yardım isteyince.
 
Çanta kontrolü de boştu. Eşyaları geçirirken servisteki gergin adam geldi, özür dileyerek eşyalarını benden önce hızlıca alıp önüme geçti. Salona vardığımda aynı adam daha da gergin panoya bakıyordu.
– “Kapı numarası yazmıyor.”
– “Uçak rötar yapmış, ondan yazmamışlardır.”
 
Aynı panoya baktık ama o tahmini kalkışın altıyı çeyrek geçe olduğunu görmedi. Daha da rahatladım ve gülümsedim.
– “Of boşuna koşmuşum.”
Hiçbir şey demedim. Ne denir bilemedim. Ben koşmadım. Uçağı kaçırırsam en kötü Bodrum’a annemlerin yanına giderim diye plan yaptım. Çamaşırları ve kendimi yıkayabileceğim, sonra da uyuyabileceğim bir yere gittiğim sürece benim için sorun yok.
 
Kapı numarasını sorarak bulma umuduyla doğruca kapılardan birine yürüdüm.
– “Altıya çeyrek kala Ankara uçağı nereden kalkacak acaba?”
– “Buradan. Yani şu anda buradan, 32 nolu kapıdan kalkacak diye gözüküyor, değişmezse.” dedi ve gülümsedi görevli kadın.
 
Uçakta gergin adamla yanyana düştük. Artık gergin değildi. Ben kitabımı açınca o da çıkarıp kendi kitabını okudu. Aynı yoldan geldik Ankara’ya. Birimiz daha fazla gerildi. Bana yeni bir hayal düştü ve bir macera daha sona erdi.
 
Bir kapı kapanırsa bir başkası açılıra inandığım ve sürekli bunu yaşadığım için ben pek bilmiyorum yol nasıl kapalı olur. Yine de dualarım hepimize:
 

Yolumuz ve bahtımız açık,

Şansımız ve gülümsememiz bol olsun.

Ay ve güneş yanımızda,

Rotamız aşk, kalbimiz ferah olsun.

En sevdiğim yolluklardan biri kuru incirdir ve öğrendim ki incir ağacı kimi dinlerde kutsal sayılıyormuş.
Notlar
  1. Bu yazıyı yazalı bir sene olmuş. Bu esnada yolculuk hikayelerimi, masallar ve şarkılarla birleştirip anlatmaya başladım.
  2. Yolculuklarda istasyona, havaalanına son dakikada varıp yine de rahat olan tek ben değilmişim.

Yorum Yok

Bir cevap bırakın