Merhaba

Bu yazı 12 Şubat 2021 tarihinde HtHayat’ta yayımlandı.

Merhaba ben Aysu. Bağımlıyım.

Şekere, kahveye, eşime ve işe bağımlıyım.*

Bazen çok zorlanıyorum İstanbul’da yaşarken. İş ve eş başta olmak üzere bağımlılıklarımı teşvik eden bir kültürün içinde boğuluyormuş gibi oluyorum.

Bağımlı değil, bağlı olmak istiyorum.

Öze dönünce her şeyle ve herkesle bağlıyım, görüyorum. Yapay, sonradan oluşmuş bağımlılıklar bu bağı koparıyor, biliyorum.

İşkoliklik zirve yapmıştı 5-6 yıl önce. Sevdiğim işi yapıyorum ya, bu işkoliklik olamaz diyordum, sadece “çok çalışma”. Oldu. Vurdu. Hayatla bağım koptu. Kayıp, karanlık, tatsız, anlamsız günler, haftalar, aylar oldu.

Çok şükür yanımda bunu fark eden, adını koyan, bağımlılık üzerine okuyan, “ilk adım kabul etmek” diyen ve iyileşmenin zaman alacağını bilen biri vardı.

Üst nesillerimde de bağımlılıklar var: Alkol, sigara, yemek, alışveriş, eşler, çocuklar, ebeveynler… İki üst neslimde ilaçlara bağımlılık da vardı. Toprakları bol olsun.

Bağımlı iken nasıl bağlı yaşarım? Her şeyle ve herkesle birlikte ama hiçbir şeye ve hiç kimseye tutunmadan yaşamak mümkün mü?

Bir başka büyük şehirde, bağımlılıkları yaşamın bir parçası olarak gören bir ailede büyümüş biri olarak otomatik ilk cevabım: İmkansız.

Güzel bir ideal. Aklımın bir köşesinde hayal olarak kalabilir. Yolunda yürünebilir. Ama günün birinde oraya varır mıyım bilmiyorum. Yolda olmak güzel.

“Neden inzivaya ihtiyaç duyuyorsun?” diye sordu Burcu (Ünal) canım iki gün önce. “Benden geçip biz olmak kulağa hoş geliyor, çok romantik de henüz yapabildiğim bir şey değil.” dedim.

Ben kimim ki? Bizdeki yerim ne?

Kendimi yıllarca yaptığım işler, sevdiğim kişiler, yediğim, içtiğim, giydiğim üzerinden tanımladıktan sonra kolay mı hepsinden soyunmak?

Bazen çok zorlanıyorum bu zamanda yaşarken. 

Sürekli kimlik isteniyor benden. Zihnim sürekli duyduklarıma otomatik tepki verip etiketler yapıştırıyor.

Kadın, 37 yaşında, evli, Adana doğumlu, spiritüel, hiçbir dine mensup değil, teoride panseksüel, pratikte biseksüel, İstanbul’da yaşıyor, tılsımlı yolculuklara rehberlik ediyor…

Yaptığım işlere abidik gubidik isimler bulmam, sıkça sorulan sıkıcı sorulara cevap verdiğimde kendi kendimi gülümsetmek için olabilir.

Bazen çok zorlanıyorum ben olmakta.

Bir sürü kadın var.

Bir sürü 37 yaşında.

Bir sürü evli.

Sürü psikolojisine kapılmamak elimde değil. Kolektif bilinç diye havalı havalı isim koyunca sürüden biri olduğum gerçeği değişmiyor.

Benliğim sürekli sürüden ayrılmak istiyor.

Kurtların kapmayacağını, bilakis besleyip büyütebileceğini bir kere gördüm ya… Ama ya bu sefer farklı olursa?

Hem sürüde kalıp hem psikolojimizi bozmamak mümkün mü?

Aynı sorunun laciverti. Yine yeniden: Her şeyle ve herkesle birlikte, ama hiçbir şeye ve hiç kimseye tutunmadan yaşamak mümkün mü?

Nörobilimciler bunu da açıklasın. Ben şimdilik bağımlılığımı kabulle yetiniyorum:

Merhaba** Dünya! Ben doğaya bağımlı, elhamdülillah etten kemikten bir insanım.

* Bu herhangi birinin yaptığı bir teşhis değil, bugün için yaptığım yorumdur. Bağımlılık ya da yaygın kullanımı ile tiryakilik bir hastalıktır, iyileşmek için desteğe ihtiyaç duyulabilir.

** Arapçadan dilimize geçmiş, “ferahlıkla” anlamına gelen kelime.

Yorum Yok

Leave a Reply