Allah rahmet eylesin.

Rahmet bana hep yağmuru ve bereketi çağrıştırdığı için dilediğim şeyin bolluk olduğunu düşünürdüm. Ölümlerin arkasından söylerken de gözümde canlanan, birinin toprağa karışıp tekrar bolluğa katılması oldu. Hakkın rahmetine kavuştu da aynı şekilde, hep toprağı getirmişti gözümün önüne, oradan gelip oraya döneceğimizi.

Bugünlerde dört arkadaşım, birbirlerinden habersiz, bana yas süreçlerinden bahsetti. Dün anladım ki bu durum yaştan, yerden, kişilerden bağımsız, şu sıralar insanlık olarak içinden geçtiğimiz bir süreç. Bu sabah içimden “Allah rahmet eylesin” diyerek uyandım. Geri uyudum, uyandım, yataktan kalktığımda hala dua eder haldeydim. Yazmak için masaya oturunca duramadım, rahmetin kelime kökenine baktım. Rahimmiş, köklerinden biri; ana rahmi, uterus. Merhamet, şefkat anlamına geliyormuş. Sindire sindire okumaya devam ettiğim Sevginin Halleri kitabının son iki “hali” hoşgörü ve bağışlayıcılığın birleşmesi gibi.

Böyle bakınca, gidenler için değil, geride kalanlar içinmiş gibi geldi bu dua. Allah şefkatle sarsın seni, melekler kucaklasın, bedenin evrenin ışığıyla dolsun… demek gibi. Yetmedi. Tam hissetmeyince “eylemek” kelime kökenine de baktım. Arapça bir kelimeden geliyormuş, o da Aramice/Süryanice “dolu” anlamına gelen bir başka kelimeden. Yani eylemek doldurmak. Hah şimdi oldu:

Allah (kalbini) şefkat (ile) doldursun.

Yasta olan ya da bu sıralar ruhun karanlık gecelerinden geçmekte olan herkes için dileğim:

Gecelerimiz ruhumuzu aydınlatan ışıkla,

Günlerimiz bedenlerimizi saran şefkatle dolsun.

Yeni dünyada var olmayacak her şey için,

Allah rahmet eylesin.

Bu dua için babaannemden kalan Türk kahvesi servis tepsinin renklerini ve desenini seçtim.

 

Yorum Yok

Yorum Yaz