Geçmiş olsun.

Onur’u ne kadar seversem seveyim durup durup yüzeye çıkan bir korkum vardı: şiddet görme, özellikle erkeklerden. 

Artık geçti zannederken bugün ansızın yakaladım korkumu su üstünde apaçık. Damacana su siparişi verdim eve. Yoga yapmadan önce gelse de bölünmese derken, üstümdeki kıyafetlerle kapıyı açmak tedirgin etti, sütyensizim ya. Ya gelen adam beni içeri iter ve tecavüz ederse? Oha! Yok artık! Nereden çıktı yahu bu? Düşüncemi yakaladığım gibi uğurladım. Demek ki henüz geçmemiş. O kadar da kolay değilmiş bazı yaraları iyileştirmek.

Kapı çaldı. Pek güler yüzlü bir adam. “İyi günler abla. Nasılsın?” diye sorarak damacanayı uzattı. Bu kadar güler yüzlüsünü de beklemiyordum, afalladım. “Sağolun.” dedim. “Siz nasılsınız?” O da benim soruma şaşırdı gülümsedi. “Çok şükür abla, sağolasın.”
 

Fiziksel olunca yaralar “geçmiş olsun” demek kolaylaşıyor. Ama bir de görünmeyen, pek çoğumuzun bir daha yüzeye çıkarmamak üzere gömdüğü yaralar var. İşte derinlerdeki tüm o yaralar için:

Şifamız bizi bulsun, yaralarımıza merhem olsun.

Hepimize yeniden geçmiş olsun.

Bu yazıyı iki sene önce yazmıştım. Paylaşma vakti gelince görseli için artık minik bir saksıya dönüşmüş biber gazı fişeğini çizdim. Gezi zamanı yerde bulunca içinde bitki yetiştirmeyi dilemiştim. Oldu.

Yorum Yok

Yorum Yaz