Teşekkür ederim.

İlk kez 2001’de gördüm onu. Uzaktan. Ne kadar ukala ve kendini beğenmiş gözüküyor dedim kendi kendime, salına salına kendinden emin yürüyüşüne bakarak. Yıllar geçince anladım ki bu etiket tam da kedi ve uzanamadığı ciğer hikayesiymiş.
 
Bir sene sonra uzanabileceğim mesafeye geldi. Birlikte havuzda antreman yapmaya başladık, ODTÜ Sualtı Topluluğu serbest dalış grubunda. Cilveli kader onu ilk serbest dalış eşim yaptı. Ve aşık oldum. Artık yaratanın ışığı olarak gördüğüm ışıklar bu sefer onun üzerinde yandı. Yandım. Ne yapacağımı bilemedim. O bizi “sadece arkadaş” olarak görüyordu. Ortak arkadaşlarımıza sorduğumda, onun benimle birlikte olmak istemeyeceğini öngörenler “Kızlarla bir işi yok.” dediler. Birkaç ay böyle geçti. Ne zaman gelip bana havuzdaki bir başka kızı ona ayarlamam için konuşmaya başladı alevlendim. Açılmaya karar verdim. Ne olabilir en kötü? Reddedilmek ne kadar acı olabilir? En kötü bana artık gelip başka kızları anlatmaz… diye düşündüm.
 
“Şu anda hayatımda senden duyduğum sevgi olmasa bu kadar acının içinden geçip acının yanında duran diğer şeyleri görebilir miydim bilmiyorum. Teşekkür ederim” dedim bu sabah ona.
 
Birlikte, acısıyla tatlısıyla, 17 yılı geride bırakıyoruz bugünlerde. Onu ilk gördüğümde 17 yaşımızdaydık. Bazen bana gelip başka kadınları anlatıyor. Bazen de ben ona başka kadın ve erkekleri anlatıyorum. Bazen birlikte seviyor ve beğeniyoruz. Bazen ayrı ayrı. En kötü olacak şey, o kadar da kötü değilmiş. Korkacak bir şey gerçekten yokmuş.
 
Teşekkür ederim hayat.
Teşekkür ederim hayatıma kattığın canlılık için.
Teşekkür ederim kendine, bana ve bize olan inancın için.
Teşekkür ederim paylaştığın tüm duyguların ve düşüncelerin için.
Teşekkür ederim varlığın için.
Seni seviyorum.
 
Karın,
Aysu

Kocamın yaptığı karbon komposit yüzüğümü çizdim bu yazı için. İlk defa hayatımda aynı şeyi bu kadar uzun süredir takıyorum. Artık anlıyorum neden çiftlerin yüzük taktığını.

Yorum Yok

Yorum Yaz